Müjdeler olsun; Ayasofya Camii

Müjdeler olsun; Ayasofya Camii

86 yıllık Bakanlar Kurulu kararı iptal edildi. Danıştay, Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılmasının önünü açtı

86 yıllık Bakanlar Kurulu kararı iptal edildi. Danıştay, Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılmasının önünü açtı.

Halen geçerli olan eski vakıf usul yasalarına ve Evkaf Nizamnamesine göre Ayasofya Müzesinin camiye çevrilmesinin önünde hiçbir engel yoktur. Osmanlı evkaf mevzuatı Yunanistan tarafından da uygulanmaktadır. Dolayısıyla Yunanistan’ın karşı hamlelerinin kendi uygulamalarıyla etkisiz hale getirilebileceği, Ayasofya’nın Fatih Sultan Mehmet’in özel vakfı olması hasebiyle “Evkaf-ı Mahsusa” (özel vakıf) gurubuna girdiği, Evkafı Mahsusa’ların tevliyeti (idaresi) konusunda siyasi iradenin yetkili olmadığı, ihtilaf durumlarında adli makamların kararının geçerli olduğu, keza, Danıştay Savcısının bu konuda yetkisizlik kararının doğru olmadığı,  Anamuhalefet Partisinin  ısrarla camiye tahvil  için Cumhurbaşkanının çıkaracağı bir  kararnamenin yeterli olduğunun iyi niyet taşımadığı,  Cumhurbaşkanı tarafından cami lehinde kararname yayınlandığı taktirde yedekteki hamlelerini devreye sokacakları, dolayısıyla bu konuda müteyakkız davranılması gerektiği hakkındaki görüşlerimiz aşağıda maruzdur: 

Özetin özeti: Ayasofya’nın camiye tahvil edilme  kararını üst mahkemelerin vermesi gerektiği iş bu dilekçemizde ana konusudur. Takdir  elbetteki Hazreti Veliyyülemrindir / yüce makamındır.

2 Temmuz 2020 tarihli Danıştay 10. Dairesinin  Büyük Ayasofya Camii hakkındaki kararını  olumsuz yönde etkilemek için televizyon ve yazılı basında hukuki realitelerden uzak tartışmalar yapılmakta, yazılmaktadır. Halen yürürlükte olan  evkaf usul hukuku ve tarihi gerçeklerden uzak bu tartışmalardan Ayasofya’nın camiye  dönüşüm sürecinin olumsuz etkilenmemesi için iş bu yazıyı duruşmadan sonra kaleme aldık. 

Danıştay süreci: 
Danıştay’da 15 dakika süren bir  duruşma yapıldı ve olumlu ya da olumsuz bir karar açıklanmadı. Danıştay Savcısının ise  basına yaptığı açıklamada, konunun İdare Mahkemelerinin yetki alanında olmadığı  Cumhurbaşkanlığı Hükümetinin tasarrufunda bir konu olduğu beyan edildi. Zaman zaman devletin egemenlik yetkisinin hakimler ve savcılar  vasıtasıyla  kullanıldığını dile getiren hukukçularımız burada geri adım atmak zorunda kaldı. Ancak, Şûray-ı devlet savcısının Ayasofya konusunda risk almak istememesi, keza, egemenlik yetkilerini kullanmanın anlatıldığı gibi  kolay  bir keyfiyet olmadığını bu beyanlarıyla gösterdi. 

Eski ve yeni evkaf mevzuatı Ayasofya’nın statüsü konusunda yetkinin mahkemelere ait olduğunu amirdir. Ancak  Danıştay Savcısı geçerli olan eski mevzuattan  habersizmiş gibi (ke en lem ya’rif) açıklama yapmıştır. 

Basına yansıyan görüşlere göre, Danıştay 10. Dairesi kararının da bu yönde çıkacağı ifade edilmektedir.   Duruşmanın kısa sürmesi ve zaman talep edilmesi, yazılı ve ciddi bir gerekçeli kararın hazırlanacağını işaret etmektedir. Kararın nasıl çıkacağını bilmiyoruz. Savcının beyanları gibi  10. Dairenin de bu yetkinin siyasi otoriteye ait olduğunun açıklanması durumunda, mahkemenin her halükarda eski evkaf usul hukukunu  ve Fatih vakfiyesini esas almadığı anlaşılacaktır.

Vatandaşlarımızın % 75’inin cami olmasını istediği Ayasofya ile ilgili olarak berayı malumat görüşlerimiz aşağıdadır. Bu hukuki görüşlerin dış temsilciliklerimiz vasıtasıyla Ayasofya hakkında baskı yapan, görüş beyan eden yabancı ülkelere yerel dilleri ile tercüme edilerek iletilmesi yetililerimizin takdirinde olan bir konudur.

Ayasofya’nın UNESCO Dünya Kültürel Miras boyutu:

1.    Ayasofya, cami olarak tescilli bir eserdir, ancak Cumhuriyetin ilk yıllarında, milli irade devre dışı bırakılarak cami olmaktan çıkarılmış ve bir müze haline getirilmiştir. Bilahare 1980’lerde UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine Sarayburnu’ndaki  diğer mücavir camilerle dahil edilmiştir. Ancak dünya kültür listesine dahil edilmesi egemen bir ülke olan Türkiye Cumhuriyetinin mevcut müze olma durumunu camiye tahvil etmesini olumsuz olarak etkilemez. Tarihi eserlerin Dünya Kültür Listesine dahil olması  UNESCO’ya ülkelerin egemenlik alanlarına girme hakkı doğurmaz. Zira nadide eserler  bulundukları ülke otoritelerinin rızası ile bu listeye (turizm amaçlı olarak) dahil edilmektedir. UNESCO ülkelere müeyyide uygulayan uluslararası bir makam değildir.

Bu bağlamda, Ayasofya konusunda, “uluslararası bir kültür mirasıdır-dokunulmaz” iddiası doğruları yansıtmayan bir görüştür. Dokunulmadan nasıl korunacak?  Ayasofya’nın korunması her gün binlerce kişinin günde 5 defa kontrol etmesiyle mümkündür (!). Zira tarihteki depremlerde de meydana gelen çatlakları namaza gelen cemaat fark edip mütevelliye haber vermiştir.  

Batı Trakyalı soydaşlarımız Dimetoka’daki Çelebi Sultan Mehmet Camiini Dünya Kültür Mirası listesine dahil etmek istedi.  Talep, Yunan hükümetinden gelmediği gerekçesiyle  UNESCO tarafından ret edildi. Keza, farklı bir kültüre ait olan  Çelebi Sultan Mehmet Camii dünya kültür listesine dahil edilmedi. Zira bu konularda bütün yetki  yerel otoritenindir. Özetle, Ayasofya’nın statüsünün müze olmaktan camiye çevrilmesinin UNESCO’nun Dünya Kültürel Mirasını korumakla hiçbir alakası yoktur. Bu karar tamamen egemen ülkemizin tasarrufu dahilindedir. 

UNESCO’ya göre, Ayasofya’nın cami olarak kullanılması, korunması açısından müze olarak kullanılmasından daha uygundur.  Zira UNESCO listesine aldığı eserlerin korunmasını ve bakımlarının zamanlıca yapılmasını tavsiye etmekle yetinmektedir. Dünya Kültür Mirası Listelerindeki eserlerin bakımı ile ilgili herhangi bir ödeneği yoktur.

Ayasofya’nın müzeye dönüşmesi konusunda, 1934 tarihinde çevrilen dümenler, sahte imzalar, anteti farklı kağıtlar, komisyonun hükümete rağmen müze yapmaktaki ısrarı, bir hırıstiyan  üye olan Prof. Eckhard Unger’in cami olmasını talep etmesi, Ayasofya ve etrafının Bizans Açık Hava Müzesi ilan edilmesi, hatta Vatikan benzeri bir Ortodos devletinin Sarayburnunda kurulmak istenmesi gibi uzun vadeli planlar, iç burkan projeler,  milli iradenin henüz ülkeye hakim olmadığı  döneme ait göstergelerdir. Bu düşüncelerin ortadan silinmesi Ayasofyanın camiye dönüştürülmesine bağlıdır.

UNESCO’nun tarihi eserlerle ilgili olarak müeyyide uygulama yetkisi olsaydı  Palmira Antik Kenti konusunda kullanabilirdi. UNESCO’nun  Kültürel Miras Listesi ilanı ülkelerin turist çekmek için ihdas ettikleri bir keyfiyettir. UNESCO’ya  tarihi eserlerle ilgili  müracaatı da Bizans dernekleri değil ancak eserlerin kain olduğu ülke hükümetleri yapabilir.  

2.    Ayasofya’nın statüsü konusunda Osmanlı evkaf hukuku halen  geçerlidir. Zira cami Osmanlı’dan bize miras olarak kalmış bir eserdir. Bu yüzden, halen  yürürlükte olan eski evkaf usul hukukuna göre asıl karar mercii hükümet olmayıp  adli mercilerdir (Danıştay veya Yargıtay) dır. Şöyle ki:

 Osmanlı vakıf mevzuatına göre vakıflar üç çeşittir. Evkaf-ı Mülhaka, Evkafı Avarız ve Evkaf-ı Müstesna. Müstesna Evkaf konusunda Osmanlı vakıf mevzuatındaki hüküm şöyledir: ”Evkaf-ı Hümayun Nazırının nezareti ve müdahalesi olmayarak hodbehod (kendi kendine) müteveli-i mahsusaları tarafından idare olunan evkaftır. Gaziler ve Eizze-i Kiram vakıfları gibi”. Yani Ayasofya  camii, eski vakıf hukukuna göre müstesna vakıflar cümlesindendir ve bu konuda Evkaf Nazırının dahi hiçbir müdahale hakkı yoktur. Paşa  ve büyük zatlara ait  vakıflar da  müstesna vakıflardır. Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı, Rodos’ta kain Fethi Paşa Vakfı, Kuzey Yunanistandaki Gazi Evranos Vakfı, Kayseri ve Nevşehirde mülkleri bulunan Damat İbrahim Paşa evkafı  Müstesna vakıflardandır. Müstesna vakıflara idari makamlar müdahale edemezler, dokunulmazdırlar.  Ayasofya da bir özel vakıftır ve Fatih Sultan Mehmet ve onun torunlarına ait muhteşem bir  vakıftır. Yukarıda kaydettiğimiz vakıf usul hukuku esaslarına ait  35. Mesele halen geçerli bir maddedir. 

Öte yandan, Fatihin vakfiyesi de mahkemeleri bağlayan bir belgedir. Çünkü mahkemelerimiz benzer evkaf davalarında özellikle vakfiyeleri ve benzer konularda verilmiş eski kararları esas almaktadırlar.  Hükümetimiz, Ayasofya konusunda halen geçerli olan Osmanlı vakıf mevzuatını devre dışı bırakırsa bu işin içinden çıkamaz. Her kafadan sesler yükselir ve bu süreç zamana yayılarak bugüne gelinen süreç gibi camiye dönüşme kararı tehir edilir. 

3.    Bazı kurumlarımız, Ayasofya hususunda, Osmanlı vakıf hukuku esas alındığı taktirde diğer azınlık vakıflarına da haklarının, verileceğini, dolayısıyla bunun iyi bir tasarruf olmayacağını dile getirmektedirler.  Ülkemizde gayrimüslimlere ait vakıf emlaki kendilerine AK Parti  iktidarı döneminde verilmiştir. Öte yandan, bizim inancımıza göre bir gayrimüslimin mülkünden elde edilen gelirin hayır ve bereketi yoktur. 

4.    Müstesna evkaf komşu ülkelerin hukukunda da geçerlidir: Bu konuyu bir misalle açıklamak istiyorum:  Bir zamanlar (1980’lerde) Yunanistan Başbakanı Papandreu, Fethi Paşa’nın Rodos’ta bulunan vakıf gayrimenkullerini (14 dükkan, içerisinde yaklaşık 1500 yazma eser bulunan 1 kütüphane ve 1saat kulesi ve 1 medrese) devletleştirmek istemiş idi. Vakfın mütevelli vekilleri konuyu mahkemeye taşıdı ve Rodos Bidayet Mahkemesi 1986 tarihinde Yunan  hükümetinin aleyhinde karar verdi. (Bu konuda, “Rodos‘ta Türk Eserleri ve Tarihçe” isimli kitapta ayrıntılı bilgi vardır). Rodos Bidayet Mahkemesi hükümeti bu özel vakfa müdahale etmekten men etti. Mahkeme bu kararı alırken vakıf mütevellisinin  yukarıda numarasını kaydettiğimiz eski vakıf hukukuna göre karar verdi. Çünkü bu malların vakfiyesi Osmanlı evkaf usul hukukuna göre hazırlanmıştı. Yunan adliyesi Osmanlı vakfiye ve evkaf usul hukukunu devre dışı bırakmadı.

5.    Ayasofya’nın cami olduğuna dair kuvvetli belgeler  (vakfiye senedi, tapu ve vasiyetname) varken  konuyu UNESCO Dünya Kültürel Miras alanına taşımak, egemenlik hakkımızı tartışmaya açmak gibi cahilce bir davranıştır. Bu düşünceleri ileri sürenler iyiniyetli olamazlar. Vakıa bütün Ortodoks dünyası Ayasofya ile ilgilenmektedir. Ancak daha önce cami olan bu eseri tekrar camiye tahvil etme kararına verecekleri tepki sınırlıdır.  İç işlerimize yabancıları dahil etmek son derece mesnetsiz, tehdit içeren kasıtlı  iddialardır.  Bunların asıl niyetleri yabancı ülkeleri de ülkemiz aleyhine kışkırtmaktır. Bazı siyasiler, “Ayasofya’nın camiye çevrilmesi konusunda Cumhurbaşkanının bir kararnamesi kafidir” demekle 1934 tarihinde alınan yanlış  (ve bir rivayete göre sahte) Bakanlar Kurulu kararına Cumhurbaşkanlığı Makamını ve Bakanlar Kurulunu da ortak etmek istemektedirler.  

Yer gök şahittir ki vakıf usul kanunlarına göre  vakıf emlaki konusunda yetkili merci,  kaynağını eski evkaf  mevzuatından ve vakfiyelerden alan mahkemelerindir, siyasi otoritenin değildir. Bu çerçevede Danıştay’ın yetkisizlik kararı vermesi durumunda eski vakıf mevzuatına göre doğru bir karar vermediği anlaşılacak ve mahkemelerimizin bu konuda daha önce eski vakıf hukukuna göre verdikleri bütün kararlar tartışmaya açılacaktır. Meselenin  Cumhurbaşkanı kararnamesiyle halledilebileceği keyfiyeti ise dünyanın eleştiri oklarını  hükümet üzerine çekmeye yöneliktir. İkinci hamlesi yedekte bekleyen yıpratıcı bir görüştür ki ana muhalefet partisi sözcüleri  sık sık bu görüşü dile getirmektedir. Böyle bir karar alınması durumunda, muhalefet bu sefer yukarıda beyan ettiğimiz hususları dile getirecek ve vakıf hukukunun çiğnendiğini seslendirecektir. O yüzden bu meselenin  bir idari mahkeme kararıyla sonuçlanmasında ısrarcı olunması gerekmektedir.

         Dış dünyanın tepkilerine hazırlık süreci:

6.    Ayasofya’nın camiye çevrilmesi kararı Danıştay tarafından  ilan edildiğinde, özellikle dış ülkelerde Ortodoks Yunanistan ve ABD’deki  uzantıları ve Bizans dernekleri vasıtasıyla TV’lerde ilk haber olarak yerini alacaktır. Birkaç ülkede Büyükelçilerimiz dışişleri bakanlıklarına çağrılarak kararın geri çekilmesi için isteklerinin hükümetimize bildirilmesini talep edecektir.  Bu konuda hariciyecilerimiz  bulundukları ülkelerdeki tepkilerini dışişleri bakanlığına rapor ettikleri dil muhakkak ki önemlidir. Diplomatlarımız,  muhataplarına cevaben, egemenlik hakkımızı kullandık demenin yanı sıra,  burada kaydettiğimiz bilgiler dahilinde donanımlı olur ve bu kararın halen geçerli olan eski vakıf hukuku ve yeni vakıf yasası çerçevesinde İdare Mahkemelerini ilgilendiren bir konu olduğunu detaylarıyla anlatmaları durumunda özellikle  medeni olduklarını her vesileyle dile getiren batılı ülkeler iddialarında ısrarcı olamayacaklardır. 

Her halükarda, yukarıda söylediğimiz sebeplerden dolayı hiçbir ülke başka bir ülkenin iç işlerine müdahale etme hakkına sahip değildir. Bu konuyu tartışmaya dahi açmak mesuliyeti muciptir. Ayasofya’nın tapusu ve vakfiyesi bizim elimizdedir.  Gerisi lafu güzaftır.

Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi tartışmaları ve mahkeme süreci konusunda hükümetimizin sergilediği duruş doğru ve hukukidir. Çünkü bir vakıf eseri olan Ayasofya’nın statüsünü belirleme yetkisi kesinlikle hukuk otoritelerini ilgilendiren bir konudur. Yasalarımız bunu amirdir. Yasalarda boşluk yoktur.  Bu konuda, iş bu yazımızın içeriği Eski Vakıf Usul Kanunu olan Ahkamu’l Evkaf’ın 35.inci maddesi ve diğer usule dair maddelerler ve burada sunduğumuz görüşlerle birlikte bir yazı ile adli ve İdari Yargı makamlarına veya yerli ve yabancı basına gönderilmesi durumunda hazırlanmakta olumlu  olan karar daha ciddi olarak değerlendirilecektir. Zira, Danıştay kararın çıkması için  15 günlük uzun bir süre gerektiğini beyan etmekle   muhtemelen yetkisizlik kararının içini doldurmak istemektedir. Hükümetimizin bu tuzağa düşmemesi ve kuvvetler ayrılığı ilkesi çerçevesinde  bu bilgileri ilgililere ve kamuoyuna duyurması gerekmektedir.  Burada Adalet Bakanlığına da büyük görevler düşmektedir.

7.    Dış ülkelerin tepkilerine gelince: Mesela, Yunanistan’ın Ayasofya Camii hakkında söz söyleme hakkı yoktur. Zira Yunanistan’ın ve diğer Balkan ülkelerinin tarihi eserler ve vakıf sicili temiz değildir. Yunan makamlarının bu konuda açıklamalarda bulunabilmesi için önce Selanik’te kain  ve 500 sene cami olarak kullanılan Ayasofya Camiinin  İslam kültürüne ait minber, mihrap ve minaresini yerine iade etmesi ve günümüzde kilise olarak kullandıkları bu mabedi müzeye çevirmesi lazım ki halen müze olan Büyük Ayasofya hakkında mütekabiliyet çerçevesinde söz söyleme hakkı elde etsin.  

-    Mübadele Emlak Komisyonunun  bu cami için  takdir ettiği kıymet olan  yüz bin (100.000)  altını Yunanistan’ın  Türkiye  vakıflarına  faiziyle birlikte ödemesi lazımdır ki kendilerine bu konuda söz söyleme yetkisi verilsin. Zaman 1930’lardaki Venizelos’un Ankara’dan tavizler kopardığı zaman değildir.

-    Yunanistan, Ayasofya hakkında ileri geri tahrik edici açıklamalar yaparsa başına iş açar.  Türk tarafına  mübadele defterlerini ve vakıf alacaklarını dünyaya duyurması için  güçlü bir koz vermiş olur. Yunan Hükümeti böyle bir açıklamada bulunmamalıdır. Türk hükümetleri  söz konusu alacak konularını daima saklı tuttuğunu beyan etmeli ve Atatürk’ün Yunanistan politikasının bugüne kadar dostluk adına hiçbir fayda sağlamadığını dile getirmelidir.

-    Yunanistan’ın 35 senedir sözde tamir edilen Dimetoka’daki Çelebi Sultan Mehmet Camiinin tamirini çabuklaştırması, 2017 tarihinde  kimlerin kundakladığını  ortaya çıkarması, suç dosyalarını örtmemesi ve bu çerçevede tarihi eserlere objektif baktığını, sergilediği eylemlerle göstermesi lazım ki  tarihi bir eser olan Büyük Ayasofya hakkında fikir beyanında bulunabilsin. 

-    Ayasofya’nın camiye dönüşme kararının çıkması  durumunda, Yunanistan diplomatik teamülleri zorlayıp işi yörüngesinden çıkarır  ve ABD’deki Bizans dernekleri vasıtasıyla ülkemize karşı tahriklerde bulunursa, Mübadele Emlak Takdir Komisyonunun belirlediği vakıf gayrimenkulleri bedellerini ödemediği Yunanistan’a ve  özellikle ABD’ye ve diğer ilgili ülkelere sirküler bir nota ile hatırlatılmalıdır. Yunanistan’da kalmış olan vakıf eserlerimizden Selanik’teki  Ayasofya Camiini bir  örnek olarak verdik.  Diğer   7000 vakıf eserlerinin ortalama her birinin değeri ise 8-10 bin altın olarak kıymet biçilmişti. Eski hükümetlerin  kendilerine yapılan baskılarla bunların bedelini talep etmemiş olmaları, bu haklardan vazgeçildiği anlamına gelmemektedir. Yunanistan tarihi Osmanlı camilerinin onarımına izin vermeyen cürmü meşhut bir  ülkedir.  Ayasofya hakkında menfi açıklamalarda bulunma hak ve yetkisi yoktur.

8.    Ayasofya ve ecdada ait bütün  vakıf gayrimenkulleri ile ilgili davalarda 1934’ten önceki evkaf hukuku  geçerlidir. Ayasofya’nın  mahkeme kararlarında bağlayıcılığı olan bir Fatih Vakfiyesi vardır. Bilindiği üzere, vakfiyeler ait oldukları gayrimenkulün tescil edilmiş mülkiyet belgeleridir ve o vakfedilmiş mülkün  belirleyici kanunlarıdırlar. Vakıf eserleri, eskiye ait vakıf usul hukuku  ve özellikle vakfiyelerle idare olunmaktadır. Vakfiye metinleri gibi vakıf usul kanunları da vakıf davalarında halen geçerlidir. Vakıf usulünü ihtiva eden en muteber kaynak muhakkak ki Ömer Hilmi Efendinin Ahkamü’l Evkaf isimli eseridir. Ki bu eser eski şeriye kararlarından çıkarılarak derlenmiş müstesna bilgileri içermektedir. Eski hukukun  geçerli olduğuna dair sayısız Danıştay Yargıtay Kararları vardır. (Bu kararları emsal olması açısından Adalet Bakanlığının ilgili mahkeme  arşivlerinden  çıkararak yayınlaması lazımdır) Yunanistan’da dahi yukarıda örneğini kaydettiğimiz Fethi Paşa Özel Vakfı lehine Rodos  Bidayet Mahkemesi Osmanlı evkaf mevzuatına göre  karar vermiştir. Demek oluyor ki bütün Osmanlı topraklarında, özellikle vakıf anlaşmazlıkları hususunda taraflar, Vakıflar Genel Müdürlüğünün Tescil ve Arşiv Dairesinde kayıtlı vasiyetlere muhtaçtırlar. Bütün vakfiyeler bizim elimizdedir. İcabında “Osmanlı bakiyesi bütün dış ülkeler vakıf anlaşmazlıkları konusunda bizden yardım istemektedirler”. (Kaynak: Sn. Cumhurbaşkanımızın Külliyede arşivler hakkındaki tarihi konuşması) 

9.    Osmanlı vakıf mevzuatında paşalara ve hanedan mensuplarına ve eizze-i kiram denilen büyük zatlara  ait müstesna (özel) vakıflar dokunulmazdır. Devlet bu vakıflara müdahale edemez. Bugün bazı aileler eski paşaların torunları olduklarını ispatlayarak dedelerine ait milyonluk evkaf gayrimenkullerine sahip olmak için davalar açmakta, davaları kazanmakta ve  kazandıklarını kız erkek bütün varisler aralarında paylaşmaktadırlar. Yukarıda  Hayrullah Efendi Tarihinde yazıldığı üzere, Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’yı görünce Ni’mel ceyş askerlerine  “ganimetler sizin, cami benimdir” demiş ve bu eserin kendi  müstesna (özel) vakfı olduğunu ilan etmiştir. Bilahare 60 metre uzunluğundaki o muhteşem vakfiyesini yazdırmıştır.  Bu durumda Ayasofya bir “Müstesna vakıf” gayrimenkulüdür  ve ebet müddet tevliyeti Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesinde belirttiği muhtemelen ahfadına ve  ahfad-ı afdına (yani sülalesine)  ait olması lazımdır.  Kültür Bakanlığının bu eseri işletme veya resmi saatler dışında  reklamcı firmaları içine alıp balerin  oynatma hakkı yoktur.  Çünkü 481 sene bu eserin duvarlarına Kur’an, tevhit, tekbir, tehlil ve salavat nidaları adeta nakş edilmiştir.

10.     Eski ve yeni Hukuk zaviyesinden baktığımız zaman Ayasofya’nın  fiili durumu bundan ibarettir. Yukarıda da kaydettiğimiz gibi  camiye çevrilmesinin önünde hiçbir hukuki engel yoktur. Siyasi yönde ise dış görüşmeler genellikle basına kapalı yürütüldüğü için bu konuda görüş bildirmek bize düşmez. Bu konuda da elbette en isabetli kararı yapılacak istişareler neticesinde yetkililerimiz  verecektir. Biz  kararın adli-idari makamlar tarafından verilmesi gerektiğini gerekçeleriyle açıkladık.

Keza, aynı kararname ile Ayasofya’ya  akar (kira geliri) sağlayan  gayrimenkul dükkanlarının da camiye tahsis edilmesi lazım olup, bakım ve onarımının kendi kaynaklarından sağlanması lazımdır. Camiye dönüştükten sonra biletle girilmeyeceği için gelirlerinde bir azalma olacaktır. Ancak Kapalıçarşı’daki evkaf dükkanlarının kira gelirleri Ayasofya vakfına aittir. Keza Küçük Ayasofya, Kariye ve Galata’daki meşhur Arap Camii Ayasofya Vakfına bağlıdır.  Tekrar tek çatı altında toplanmalıdır. Sözkonusu Ayasofya Vakfına bağlı camiler aynı çatı altından akarlarıyla birlikte tekrar tesis edilebilir. Müslümanlar Ayasofya’ya  para vererek girmeyecek olup, gayrimüslimlerin meccanen mi para ile mi girmelerine de caminin mütevellisi olan  hanedan mensupları karar verecektir. Her halükarda camiye dönüşme sırasında girişler  herkese bedava olmalıdır ki gönüller kararın doğru olduğuna hükmetsin.

11.     Ayasofya’nın camiye çevrilmesi durumunda (bütün dinlerin  kabul edeceği üzere)  müze olarak kullanılmaktan daha hayırlı bir karar verilmiş olacaktır. Müze demek; sanat bilim ve kazılarda bulunan eserlerin içinde sergilendiği alan demektir. Ayasofya gibi bir esere zarf veya sergi salonu nazarıyla bakmak bu esere saygısızlıktır. Camiye çevrilmesinin doğru bir karar olacağı yukarıda Hıristiyan dinine mensup İstanbul Müzesi  Küratörü olan Prof. Eckhard Unger’in görüşlerine de uygun olacaktır. Fetih sırasında metropolit  Fatih’e bu kiliseyi  cami yapın derken muhtemelen korunacağını umut ettiğ için böyle bir öneride bulunmuştur. Çünkü cami olması durumunda daha iyi  korunmuş olacaktır.

12.     Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmesi 1950 tarihinde ezanın minarelerde aslına uygun olarak serbest bırakılmasından daha önemli  tarihi bir olaydır. İstanbul’u bize hediye eden büyük komutan Fatih Sultan Mehmet Han’ı  ve Ayasofya’yı tekrar mabet hüviyetine kazandıracak kuvvetli irade sahibi Recep Tayyip Erdoğan’ı  saygı ve minnet  selamlıyoruz. 

Kaynak: Dünya Bülteni

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.