Gurbetten Sılaya / BAHATTİN TANRIVERDİ

bahattin-tanriverdi.jpg

Belki de bütün haftanın iş yorgunluğunun sebebi olarak pazar günü biraz geç uyanıyorum. Bir şeyler atıştırdıktan sonra, biraz hava almak için dışarıya çıktım.

Ellerim, soğuk havanın tesiri ile cebimde yürürken, tespih tanelerini ağır ağır çekiyor sağ elimin başparmağı... İnsanlar bir telaş içerisinde koşturup duruyorlar.

Bana sadece zamanın ilerlediği anlamından başka bir şey ifade etmeyen, edemeyen bu zaman diliminde insanların acelesini anlamaya çalışıyorum.

Kim bilir kaç evlat anne ve baba hasreti ile gurbet ellerde, elleri cebinde kaldırım taşlarını sayarak, nereye gittiğinin o anda bir anlam ifade etmediği bir şekilde yol alıyor. Ve kim bilir kaç anne ocakta, gurbetteki çocuğunun en çok sevdiği yemek pişerken ocakta, gözyaşlarını içine akıta akıta, sessizce çığlıklar atıyordu.

Baba ise görünüşte, tütün tabakasını önüne almış, odanın en karanlık köşesinde sigara sararken, aslında hasret, cigaradan çektiği derin bir nefesti ciğerlerine işleyen...

Uzaktan, çok uzaktan da olsa birbirilerini özlemek hasret duymak değer vermekti.
Yakın olmasa da kavuşma ihtimalini hayal etmek bile teselli ediyordu insanların bazılarını.
Bazılarını diyorum çünkü bazıları için öyle bir ihtimal kalmamıştı. Ya anne baba rahmeti rahmana kavuşmuş, ya da evlat ebediyete göç etmişti.

Bir ihtimal daha var diyordu şair.

Belli ki ölümden bahseden bir şiirdi. Ve bazı şairlerin sözleri, genç kızların çeyizleri için iğne ile işledikleri dantel misali ağır ağır işlerdi yüreklere...

Adam yaşlı gözlerle elindeki ciğaranın nikotinini çektikten sonra kitabın arasındaki notu okudu

“Ve dünyadaki en büyük gurbet, insanın Rabbine uzak kalması değil midir”
Selam ve dua ile...

Önceki ve Sonraki Yazılar