EMO NE İŞ YAPAR?

Hafta sonu Ankara’da tertiplenen Elektrik Mühendisler Odası (EMO) 47. olağan genel kuruluna delege olarak katıldım.

Genel Kurulla ilgili düşüncelerimi yazmadan önce birkaç noktaya temas etmek istiyorum.

EMO’nun daha önce İzmir ve Antalya’da tertiplediği Tesisat Kongresi ve YEKSEM programlarına katılmış ve burada muhtelif konularda bildiriler sunmuştum.

Buralarda ilk izlenimim oda üyelerinin yaş ortalamasının oldukça yüksek olmasıydı.

Genç EMO üyelerinin sayısı oldukça az.

Ya da üye çok, alakadar olan az.

Diğer dikkatimi çeken husus da EMO yöneticilerinin oldukça alkol tüketmesiydi.

Program sonrası yemek organizasyonlarında su yerine alkol tüketiliyordu.

Evet, on yıllık meslek yaşamımda odayı ilk kez yakından tanıma fırsatım olmuştu.

Ayrıca odaya müntesip meslektaşlarımla pekiyi bir diyaloğum yoktu yakın zamana kadar.

Taksim’de yayalaştırma projesinde çalıştığım dönemde Gezi olayları başlamış, ülke büyük bir kargaşanın içerisine sürüklenmişti.

Olayların başının TMMOB’a bağlı odalar tarafından çekildiği herkesçe malumdu.

Hepsi meslek odası ama hükümetle yapılan müzakerelerde konu ne meslek ne de ağaçtı.

Olaylar zaten kontrolden çıkmış, asıl amaç ortaya çıkmıştı.

Kurulan şantiye alanımız yıkılmış ve Urfalı fakir Kürd emekçilerinin barındığı konteyner ateşe verilmişti. Bunu da yapan da maalesef meslektaşlarımızdı. Her platformda işçi ve emekçi hakkını savunan oda müntesipleri işçilerin ekmek teknesini yerle bir etmişti.

İdeoloji ve pratikte büyük bir paradoks vardı sevgili mühendis ve mimar kuruluşunda.

Sahi EMO ne iş yapardı?

Gezi’nin iki ya da üçüncü akşamında Sıraselviler Caddesi’nde hadiseleri hariçten izliyordum. Yanımda elinde bir sopa, yüzü maske ile kaplı (O dönem maske bir kamuflaj aracıydı), her an taarruza geçecek şekilde hazır bekliyordu.

Ben de rahat duramayarak; ‘Hedefimiz neresi, nereyi ateşe vereceğiz’ deyince beni de ‘yoldaş’ı sandı ve başladı taarruzun ayrıntılarına. Ayrıntıyı bitirdikten sonra mesleğini sordum. Ve acı dolu bir cevapla karşılaştım. Elinde sopa, yüzünde maske olan ve bu ülkenin değerlerini ateşe veren kişi Elektrik Mühendisi meslektaşımızmış.

Asıl saikım da mesleğinin ne olduğunu öğrenmekti zaten.

TMMOB ve ona bağlı EMO’yu yöneten irade bu hadiseden sonra meslek etiği ile ilgili mücadele ettikleri artık pek sayılmazdı.

Altmış yıllık geçmişi olan ve yetmiş binden fazla üyesi bulunan EMO, Gezi ile iyice bir kopuşa sürüklenmişti.

Tertiplediği hemen hemen bütün organizasyonlarında mühendislik perspektifiyle çözüm sunmak ve üretken olmak misyonunu sürekli mevcut siyasi iradeyi eleştiren, otoriteyi ‘kendince’ reddeden bir anlayışı var.   

Odayı yönetenlerin ağzından her ne kadar ‘demokrasi ve özgürlük’ mefhumları eksik olmasa da perde arkasında farklı bir sesin, farklı düşünce yapılarının kısaca kendinden olmayanların varlığını kabul etmezler.

Bir nevi siyasi statüko ve vesayetin ‘meslekî libas’ giydirilmiş halini temsil ediyor EMO’yu yöneten irade.

Şahsen durduğum nokta mevcut siyasi iradenin ne borazanlığını yapmak ve ne de EMO’nun altmış yıldır köhneleşmiş vesayet anlayışını kabullenip mesleğimizin hukukunu çiğnemek.

Bilim, teknoloji ve enerji alanında fikir üretmeyen, teknik meseleleri gündeme almayan bir EMO’dan ümidimi şimdilik kesmiş durumdayım.

Yetmiş bin elektrik mühendisi azası bulunan bu devasa sivil toplum örgütüne yazık oluyor.

Daha doğrusu yazık ediliyor.

Gaziantep Şubesi’ne bağlı bir delege olarak ümit ve temennilerimi biraz yeşerir diye ilk kez bir genel kurula katıldım.

Katıldım ama şahit olduğum konuşmalar ve tartışılan konular beni yine hayal kırıklığına uğrattı.

Korona salgını nedeniyle açık alanda yapılan toplantının başlaması ile divan başkanı ses frekansı oldukça yüksek, enerji dolu bir giriş yaptı.

Doğrusunu söylemek gerekirse ben etkilendim.

Program hatibin, konukları ‘Mustafa Kemal ve devrimci arkadaşları için saygı duruşuna davet ediyorum’ demesiyle başladı.

Daha sonra mevcut yönetim kendi raporları sunarak çalışmalar hakkında delegeleri bilgilendirdi.

Ancak sıra eski dönem genel başkan Musa Çeçen’e gelince toplantının adeta seyri değişmeye başladı.

Daha çok provokatif açıklamalarla geçen konuşmasını elbette alkışlayan da var, ‘Hayır bizim varlık sebebimiz bu söylemler değil, kabul etmiyorum diyenler de var.’

Örneğin; üzerine yoğunlaştığı konu elektrik mühendislerinin sorun ve taleplerinden çok, Ayasofya’nın Camiye dönmesi, hatta Ayasofya için ‘AKP Genel Başkanı ve secdekârları’ gibi çirkin ve nahoş bir ifade kullanması, baro meselesi, içeride yatan gazeteciler ile elektrik mühendislerinin sorun ve taleplerini en son Hdp genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’a bağladı.

Her şeyin bir izah ve tevil yolu bulunur da bir Çerkez’in Demirtaş ve Yüksekdağ için methiyeler dizmesini bir Kürd olarak anlamış değilim.  

Hadi sol tandanslı olmanın verdiği bir argüman olsun ve ona da bir yol bulunsun lâkin elektrik mühendislerinin Yüksekdağ’ın hapishanede kalması hakkında herhangi bir organik bağ olduğunu bilmiyorum.

Çeçen, provokasyonlarını bitirmiş değil. Bir de Karadeniz’de keşfedilen 320 milyar metre küp doğalgaz için de yorum yaptı. Bilimsel ve teknik verileri ortaya koyacağına bir akademisyene hususen bir elektrik mühendisine yakışmayacak bir üslup ve yorumla; ‘Bunlar sıkışınca her yerinden gaz çıkarırlar. Ama yetmez kalın bağırsaklarını da temizlemeleri gerekir’ şeklinde gayr-i ahlaki bir konuşma yaptı.

Tabi bunu alkışlayan ve Çeçen zihniyetini taşıyan diğer mühendislerin de hali utanç vesikasıydı.

Hızını alamayan Çeçen, önceki dönem EMO kurulunun EPDK, TEİAŞ ve YÖK ziyaretlerini de eleştiri yağmuruna tuttu. Çeçen’e göre otoriteler ezeli düşmanlar ve bunlar asla ziyaret dahi edilmeyecekti.

Yani nazarımda 47. olağan genel kurul daha başlamadan bitmişti.

Çok da heyecan yoktu zaten.

Ancak son sıralarda söz hakkı alan ve kürsüde bu köhne zihniyete adeta meydan okuyan Gaziantep Şube Başkanımız İslim Arıkan, sarf edilen pespaye sözlerin aksine dahi akılcı, meslek odaklı, sorunları bilen ve buna göre reçete sunan, tam aksine bütün otoriterle iş birliği içerisinde olmasına odaklanan bir konuşma yaptı.

Tam da misyonumuza uygun bir şekilde.

Meslekle, siyasi jargonu ayıran ve ‘Biz mühendis olarak toplumun refahı ve ilerlemesi için çalışan fedaileriz, bunların boş ve beyhude husumetine vaktimiz yok’ dercesine EMO’daki istibdada ve vesayete büyük bir tokat vurdu.

Ama Arıkan tek başına yetmedi, yetmiyor.

Alınacak daha çok yol ve kat edilecek uzun bir mesafe var.

Ve yeni nesil mühendislere ihtiyaç var.

Vicdanlı ve meslek aşkıyla yanıp tutuşan mühendislere…

Pespayeleşmişlere değil…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar