Dünya ve insanlık / ŞÜHEDA VAROL

heda-varol.jpg

Günümüzde dünya ve insanlık büyük sorunların ve fırtınaların pençesinde kıyamete doğru hızla ilerliyor. Peygamber efendimiz (sav) dönemindeki cahilliği yaşıyoruz. Bu yüzden zulüm, zorbalık, açgözlülük, bencillik, iktidar hırsı, sonu gelmez arzu ve ihtiraslar önüne geçilemez bir hal aldı.
Müslümanlar gelişen teknoloji ile beraber kültürlerin birbirine benzetilmeye çalışılmasıyla başlayan, değerlerin yenilendiği bir zaman diliminde geleceğe damga vurabilecek bir yol ayrımıyla karşı karşıya.

Ya oluşacak olan felaketlere göz yumacaklar ya da bin dört yüz yıllık tarihlerinde yepyeni bir sayfa açacaklar.

Dünya üzerindeki Müslümanlar bu kararsızlığın ortaya çıkardığı acıları çekiyorlar. Bir karar verip, düzgün bir adım atıp, asil bir duruş sergilemek zorundalar.

Dünyanın dört bir yanında nefret, haksızlık, adaletsizlik ve kin yüzünden ülkeler yerle bir oluyor, beldeler yok oluyor, çocuklar yetim-öksüz kalıyor; anne babalar çocuklarından oluyor, birçok bölgede Müslümanlar zulüm altında kalıyor.

Batı ülkelerinin Müslüman coğrafyaları üzerindeki emelleri yüzünden bu gün baktığımızda Suriye, Filistin, Irak, Afganistan, Tunus, Cezayir gibi pek çok Müslüman ülke zulüm altında. İslam coğrafyasında her dakika yeni bir göç meydana geliyor. Müslümanlar kendi öz yurtlarından oluyorlar.

Kendi vatanımızın topraklarında her gün sömürgecilerin yeni oyunlarına şahitlik ediyoruz. Yüzyıllar öncesinde Yüce Rabbimiz; ‘Şüphesiz insan hüsran içindedir’ diyerek bütün zamanlarda insanların acı çekip hüsran içinde olacaklarına ant içiyor. Ne yazık ki insanlar dünyanın gösterişlerine ve özgürlük arayışına kapıldığı için bu yemini görmezden geliyor.

Artık apaçık bir gerçek var ki: İnsanların, bütün insanlığa Rahman’ın rahmet kapılarını açacak, kişisellik için değil hak için, adalet, onur ve hakikat ilkeleri için çabalayıp gelecek nesillere aktaracak gençlere ihtiyacı var. İnsanoğlu o rahmet kapılarını açmayı başarınca köküne su bırakılan fidan gibi başları göğe yükselecektir.

Hakiki bir Asım’ın Nesli’nin oluşması lazım. Bu neslin oluşturacağı hakikat ilkelerini, adaleti, onuru, barışı, sevgiyi, insanlık iklimine çevirerek, ete kemiğe bürünen sarsılmaz bir gövdeye dönüştürüp hayatın ve ahiretin tadını çıkarması lazım.

Asım’ın Nesli nasıl mı olmalı? Tam bir Asım’ı simgeleyebilmeli. Çok okumalı öncelikle. Kendi ülkesinin bütün entelektüellerine sahip olmalı. Gerek sanat, gerek siyaset, gerek kültür, gerek İslami değer gerekse spor. Her dalda, her alanda bilgi sahibi olmalı. Bunun yanında diğer değer ve kültürlere saygılı olmalıdır. Onları da kavrayabilmelidir.

Ah yürek yakan içler acısı Kudüs! Ah kanayan yara Filistin! Ah cesaretsizliğin sembolü Suriye!  Sabredin bir Asım’ın nesli doğuyor, doğmaya da devam edecektir.

Bir kapı kapanacak, diğer kapı açılacak. Umutların tükendiği yerlerde yeni sevdalar yeşerecek.

Bekleyin ve görün.

Selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar